the body shop etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
the body shop etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Eylül 2016 Cumartesi

Kullandıklarım - 8






John Frieda Brilliant Brunette Şampuan ve Saç Kremi:

Bu seri yenilendi tipinden göreceğiniz gibi. Eski halini denemiş ve fiyatına göre anlamsız bulmuştum, yenilenmiş halini de deneyeyim dedim. Aslında fazla bir parlaklık vermemiş gibi gelmişti ama bitip de başka şampuana geçince saçlarımı daha mat buldum. Dolayısıyla işe yaradığını söyleyebilirim parlaklık anlamında.



Body Shop Vitamin E Nemlendirici: 

Bu seri karmadan kuruya dönük ciltler içinmiş. Buna rağmen hiç yağlı değildi, gayet hafif ve güzel bir nemlendirici. Yaz döneminde hep bunu kullandım sadece sonlara doğru artık vildim iyice alışınca hafif yağlı yapmaya başladı. Kışın daha da tavsiye ederim. Çok hafif bir kokusu var. yüzünüzde çiçek patlamış gibi efil efil kokmuyor.




Krauterhof Anti-selülit serumu: 

10 günlük bir serumdu bu, düzenli kullandım. Oldukça etkili ve gözle görünür şekilde pürüzsüzleştiriyor. Yani aşırı selülit olduğunda etkili olur mu bilmem ama hafif varsa çok tavsiye ederim. Sürünce hafif ısıtıyor, yanıyor sürülen bölge, ama yarım saatte geçiyor. Tekrar şu an almayı düşünmüyorum. Sağladığı iyileşmeyi sporla sürdürmek lazım. Belki yaz başı yine alırım.




Milk Shake Saç Köpüğü:

Bu çok klasik bir ürünmüş zaten. Ben de çok memnun kaldım. Hatta önce bu küçüğü aldım sonra büyüğünü. Büyük olanı hala kullanıyorum. Hiç sertleştirmiyor saçı, dalgaları belirginleştiriyor, rengi parlatıyor. Hayallerimdeki saç kremi. Çok yoğun ve kalıcı karamel kokuyor ama kesinlikle mide bulandırıcı değil, kaliteli pastane gibi kokuyor saçlar. Çok tavsiye ederim.




Syoss Saç Kremi: Bunu blogta daha önce defalarca övdüm. Market saç kremlerinden en mükemmeli, devamlı alırım. Yağlı değil, güzel yumuşatıyor saç uçlarını, çatallanmaları alıyor, mis kokuyor.

2 Mayıs 2016 Pazartesi

Nisan 2016



Baharın çiçekleri ve meyveleri ne güzel. Portakal yiyip mum yakmaktan sıkılmıştım. Bu ay erengüller aldım. Çok mis değil de neler.


Martha Stewart'ın 'one pot pasta'sını denediniz mi? Denesenize. Çok güzel ve kolay.

Gerçi benim üniversite yıllarımda yurt/öğrenci evi deneyimim yok. Olanlar bu tarife bildiğin fazla kap bulaşmasın, kolay olsun mantığında öğrenci evi yemeği dediler :) Neyse bana göre gayet afilli one pot pasta.


Sonucu böyleydi.


Bu ay bazı sabahlar chialı puding yedim: Akşamdan 1 su bardağı süte 2 çorba kaşığı chia olacak şekilde koyuyoruz. Tatlandırma amaçlı da bal/pekmez/vanilya üçlüsünden istediğimizi ya da istediklerimizi istediğimiz kadar koyuyoruz. Bunu akşamdan yapıp dolaba koyunca ise sabaha kahvaltınız hazır. Tat vermek için başka aklınıza gelen bir şey olursa o da olur. Serbest çalışma.

Gün içinde yemek isterseniz 2 saat de yeterli chiaların şişmesi için.  Hatta süt tercihinizi aromalı soya sütlerinden kullanırsanız oradan da bir tat yakalıyorsunuz.



Reçelli peynirli kahvaltı.


Bu ay şimdi yazarken fark ettim ki sadece bu kitabı okumuşum. Ne az.
Öykülerden oluşan bir Haruki Murakami romanıydı, hepsi de bir şekilde sevgilisini/karısını kaybetmiş erkeklerin hikayeleri. Zevkliydi.


Bahar yorgunluğu ne zaman bitecek. Akşamları 9'da uyuyakalmamak için iş çıkışları Redbull içmeler.


Soslu tavuk denemelerim sürdü.Yanına da iş çıkışı hızlı pişsin diye minicik doğrayıp az yağda tavada pişirdiğim ya da fırınladığım patates.

Nutellalı, muzlu, çilekli tost. Bazen olur öyle.


İsmail yemek yaparken teftişte.


Bezelyeli, brokolili, ton balıklı makarna.


Bu ay 10 kilo çilek yemişimdir.


Ne yalan söyliyim iyi gezdim. Gezmelerimi ayrı ayrı postlar yaptığım için buraya tekrar almadım.


Redbull içmediğim zamanlar kahve içtim.


Filmlerden de sadece Room'u izlemişim. Ne garip yine çok az. Oralarda buralarda gezmekten fırsat olmadı zaar. İzlemediyseniz çok öneririm, konusu da akışı da çok çok güzeldi.


The Big Bang Theory'e başladım bu ay! Bir dahaki ay da artık Amerika'yı keşfederim herhalde.
Aşırı eğlenceliymiş, hızlıca 2. sezonundayım bile. Çok keyif.


Pankek yaptım bir ctesi.


The body shop'tan bir maske aldım, ballı ve yulaflı. Çok iyi hissediyorum haftada 2 gün onu yaptığımda. Yazacağım biraz daha kullanayım da.


Bir de yine uykumun çok olmasından mütevellit uyduruk uyduruk affogatolar oluşturdum. Sade dondurma yanında amerikano. Kimi zaman da dondurmayı americanonun içine koyarak. -naptı, kahveyi şekersiz içti.

Bol gezmeli, eğlenceli, güzel yemekli, iyi mayıslar dilerim. Sevgiler.

23 Nisan 2015 Perşembe

Body Shop - Fuji Green Tea Serisi


Görüyorsunuz pek değerli okuyanlarım, günde iki post yapıyorum. Blogumun yazarıyım.



Yeminliydim. Body Shop'tan kokusuna kanıp ürün almamaya yeminliydim. Ama baktım ki daha önceki fuzuli alışverişlerimden kalan evdeki yığını tüketmişim, şu gördüğünüz seriye gözümün kaymasına engel olamadım. Ama iyi ki almışım, evde minik bir spa ortamı estiriyorlar kendileri. 3'ü bir arada olunca koku açısındna oldukça başarılı. Sıkınıp sürünüp gözlerinisi kapatıp 3 saat spa'da gibi hissedebilirsiniz. Body shop ürünleri değil ama hayal bedava.



Body Scrub: Çok hazzettiğim bir scrub olamadı. Çünkü vücut scrubının granülleri daha büyük olmalı, sürerken daha çok hissedilmeli. Bu çok yumuşak bir scrub, sürdüğüm yerde kan dolaşımını hızlandırdığını hissetmedim.


Body Butter: Klasik body shop vücut kremi. Kıvamı biraz yoğun, sürülmesi biraz zor. Kokusu yoğun ve kalıcı. Aşağıdaki vücut spreyi tek başına kokuyu tam sağlayamıyor, bununla birlikte kullanıldığında koku tam kapasite hale geliyor. Kısaca kokusu için alınır.



Bunu duştan sonra body butterı sürüp üzerinde vücut spreyi şeklinde kullandım. Parfüm olarak kullanılacak bir ürün değil, çok uçucu. Hiç kalıcı değil. Am duştan sonra ferahlamak, body butterla birlikte spa ortamı yaşamak için ideal. Bu ara da ofise götürdüm, bunaldıkça kolonya gibi bileklerime sıkıyorum.  Sevdim. 

Herkese sevgiler.

31 Mart 2014 Pazartesi

Mart 2014

Nasıl ülkecek kıskaçlara kıstırılmış gibi hissettiğimiz bir ay geçirdik belli değil. Bu kıstırılmışlığı en çok da ne zaman hissettim biliyor musunuz? Instagram'da takip ettiğim Türk insanlara ve yabancı insanlara baktığımda: Huzurumuzu sağlamak amacıyla primitif dedelerimizin kurduğu bir yapı olan devlet, maalesef bizim ülkemizde huzurumuzu kaçırmaktan başka bişey yapmıyor. Elin oğulları, kızları sakin ve huzurlu şekilde çiçek-böcek paylaşır, güneşi görünce çimlere yatar, eften püften sebeplerle mutlu olabilirken bizim omuzlarımıza çok ağır yükler yükleniyor, mutluluğumuz engelleniyor, baskı altına alınıyoruz, huzurumuz kaçırılıyor.

Sırf Mart ayında ve sırf Berkin Elvan, Ece Su düşünüldüğünde bile normal vicdana sahip bir insanın katlanması, sağlıklı bir ruh halinde kalması öyle zor ki. Böyle yükler yüklenmemeliydi vicdanlarımıza, ya da en azından bizim vicdanlarımıza yüklenirken esas yüklenmesi gereken vicdanlar bu kadar rahat olamamalıydı. Buraya yazarken bile kısır döngüye girmek, bu düşüncelerin kafada dönmesi vs.

Sonrasında 'vah gidene' deyip hayata devam ediyor, akşama ne yesek diye düşünüyoruz. Gündelik hayat bi şekilde olanları sindiriyor, yediriyor hayat devam ediyor. Mart ayında gündelik hayatımdan kısaca bahsedersem:



Yazın giymelik bu tişörtü aldım, renklerini çok sevdim.


Bazen işe giderken heveslenebilmek için kendi çapımda süslendim, sonra hazır süslenmişken fotoğrafımı çektim, instagrama koydum. Bunlar bu ay giydiğim ofis giysilerimden bir kuple. Babetler Yargıcı, sol üstteki bluz Herry, diğerleri eski sezon.


Şu yukarıdaki kitap bana hediye gelmişti eskiden. Ben de "elbette bazen hızla dönüp sonra duracağım" dedim, hazır demişken kitabı da ev dekorasyonuna kattım.


Evde sosis sevmezken ikea'ya gidince şu hot doglardan yemeden gelmemem bence de garip.


Ofiste bir takım tatlısal çalışmalar. Evet, çekmecemde nutella var :)


Bu ay tasarruf ayımdı, geçen aydan sipariş verdiğim şu güzeller bu ay başında geldi. Ben beyaz üzerine mavi seviyorum sanırım.


Bunlar da kutularıydı. Merak edeniniz olursa, Esse'dendi bunceğizler.


Temizlik önemli: pazar günleri benim official makyaj malzemelerimi temizleme günüm. Sık makyaj yaptıysam haftada bir, yapmadıysam iki haftada bir fırçalarımı yıkıyorum. Hem ölü deriler gidiyor bakteriler azalıyor, hem makyaj malzemelerinin ömrü uzuyor. Dalin'le yıkıyorum, özel bir malemeye gerek yok.



Şu hırkam ve şu kolyemin çok uyumlu olduğunu düşündüm ve yaz gelmeden haftasonları bolca giydim.


Canımın çok Alman pastası istediği bir gün bu pastanın görüntüsüne tav oldum ama tadını pek sevmedim. Yakın gelecekte evde durduğum bir gün Alman pastası yapıciyim.



Mumlar yaktım, huzur buldum.



Ejderha dövmeli kız serisinden sonra İsveç'in dünyaya en büyük armağanı ikea'da geçirdiğim 3-4 saat sonrası sehpamızın son durumu buydu. Çok güzel oldu. 


Kitap okudum. Bu ara normalde okuduğum tarzdan farklı bazı kitaplar okuyorum ve yazısı gelecek pek yakında.



Pazar kahvaltısı sevdiğim şeyler arasında önlerdedir. Bazen böyle sade,


bazen böyle kalabalıktı. Ama pazar kahvaltısı olmadan olmazdı.


Mumlarımı yaktım demiş miydim?


Yemekte de mum yakmaktan geri kalmadım.


Bir pazar günü en en sevdiğim bi şekilde böyle geçti.
2 Broke Girls sever misiniz? Caroline olsun Max olsun, ikisi de çok iyi kızlar :)


İlk baharı getirdim.


Hem tıkındım, hem blogumu yazdım. Her şey sizler için :P


İş için Antalya'ya gittim. Ofiste tüm günü geçirmektense böyle dışarılarda olmayı seviyorum. Tabi "başıma bir iş gelmeyecekse seviyorum" diyeyim. Zira bir de dışarı işlerini yapıp yapıp sonra ofiste işlerin birikmesi gibi bir durum var ki düşman başına!


Derlilik topluluk severim.
Tuvalette dolabın üstünde, orda burda dolanan şu ıvır zıvırım için bu sevimli yeşil kutuyu aldım ve hepsini içine topladım.
Ofiste de yeni bir iş olduğunda öne kalkar masamı derler toplar etrafı paklarım. O zaman çalışmak daha zevkli oluyor.


Şu moringa kremi almışım, çekmecede kalmış, ofise götürdüm, elleri yumuşacık ve mis kokulu yaptığı gibi tırnak diplerini de yumuşatıyor.


Bir cumartesi ofiste eğitim vardı. 10:30'da. 7:30'da kalktım. Giyindim, kuşandım. Niye bu kadar geç saate koyuyorlar diye höflene pöflene oturdum, örgümü ördüm, saati bekledim. Sonra gittim, insanlar bi de geç kalmışkar çünkü uyanamamışlar. 10:45 gibi toparlandılar.

10:30'daki eğitime uyanamadım diye geç kalınır mı yahu?? Beni insanların geç kalmadığı ve disiplinden öldüğü Cermen topraklarına gömün!! (sanki ülkedeki tek aksalık insanların dakik olmamalarıymışçasına, hoff)


Örgü yazımda bahsettiğim yeni projem bu hallerde.


Bir saksıya Crocus Botanical diğerine Gladiolus ektim. Sonra sözlüğe baktım, Çiğdem ekmişim :)

1. hafta sonuçlarını görüyorsunuz fotoğrafta. Bi yanlışlık olmazsa biri beyaz biri mor çıkacak. Beyaz olan başını uzattı bile.


Mart ayında yaptığım en hayırlı iş de şu dolabımı aklamak paklamak düzenlemek oldu. Bir de oy kullanmamın hayırlı olduğunu düşünüyordum ama maalesef olmadı.

İşte böyle bir Mart ayıydı. Umarım Nisan çok daha huzurlu ve sakin geçer.

Mutlu Nisanlar, mutlu günler ve sevgiler.