oje etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
oje etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Mayıs 2016 Salı

Rimmel - 462 Loosey Goosey Dancin




Şu yeşil ojemi müsaadenizle bir yazayım istedim.


İlk sürdüğümde biraz fazla açık geldi rengi ama sonra alıştım, gün içinde parmaklarına bakıp bakıp mutlu oldum.

 
Fotolarda 3 kar sürülü. 1 kat bile yeterince homojen, 2 kat kesinlikle yeterli ama ben 2. katı sürerken hatalar yaptığım ve sonra silmeye üşendiğim için 3. katı da geçtim.
 
 



 Starbucks çubuğuyla aşırı uyumlu bir renk olması da önemli bir avantaj tabii :P

Sevgiler.

15 Nisan 2016 Cuma

Pastel 56

Ojenin bitmesi fani ömrümde çok gördüğüm bir şey değil. Bu güzide Pastel ojeyi çok ama çok kullandım, bitti bitecek, bitmeden bahsetmek isterim.


Paslak, turuncuya dönük, tertemiz bir kırmızı. Geçen yaz temmuz ve ağustosta hep bunu sürdüm, bu yıl da başladım. Hava aydınlıklaşıp parlaklaştı mı bir numaralı bir oje kendisi.


Yazlık her kıyafetle, her renkle gidiyor, eğlenceli, neşeli, canım bir renk.



Yakından da böyle.

Kıvamına, dokusuna falan gelirsek, oldukça akışkan ve buna rağmen opak, homojen. Dolayısıyla sürmesi kolay, taşanı şöyle tırnağınızın kenarıyla alınca tırnak kenarlarında pembe pembe iz bırakmıyor. Ama tırnakta da tek katta bile hoş duruyor, fotoğraflarda sağlam olsun diye iki kat var.



Şekiller şekiller.


Geçen gün ofiste süreyim dedim, yanımda değildi. Watsons'tan baktım ama yoktu. Daha sonra biterse diye bikaç drugstoredan daha baktım ama yok yok. Artık üretilmiyorsa üzücü. Bulursanız kaçırmayın.

Pastel bence fiyat performans oranı en iyi oje markası. Daha iyileri tabii var Essie olsun, Sally Hansen olsun, Opi olsun. Ama fiyatı dikkate alınınca pastel hemen her renginde aşırı tatmin edici.

Sevgiler.

27 Mart 2016 Pazar

25 Mart 2016'nın Günlüğü


Blog yazmaya karar verdiğimde fotoğraflı bir günlük olarak düşünmüştüm. Hatta adı da "ne yapmalı" olacaktı. Neticede hepimiz gündelik can sıkıntısından burada değil miyiz?
Sonra günlük yazamadım tabii, aylık postlar yaptım. Haftasonu 2 tüm gün süre bir konferansa katılacağımdan bugünü izin aldım. Bir günlük yazayım dedim.

Yurtdışı gezi postlarıma yaptığım gibi ileride bakar nostalji yaparım. Hem de siz canım okurlarım macera dolu yaşantıma tanıklık etmiş olursunuz. Ben çocukken içi gözüken evleri gözetlemeyi severdim, belki siz de bu yazı türünden hoşlanırsınız.

Girizgahımı yaptım. Başlıyorum.



9'da uyanıyorum. İsmail'le sırnaş, mırıldaş, yatakta dön, yatağı topla derken 10'a geliyor. Bir bölüm Death Note izleyerek müslili hafif bi kahvaltı yapıyorum. Çünkü biraz daha beklersem başım ağrır, gözlerim kararır, bir dolu şey.


Sonra duş. Yüzüm kurudu, pul pul oldu bu ara. Duştaki hedefim şu clinique scrubla o pulları güzzeeelce temizlemek, duştan çıkınca da cildimi bolca nemlendirmek. Güzel de oldu, ölü deriler tümden gitti, yumuşacık tertemiz hissettim.


Macera dolu hayatımın en maceralı anlarından, bulaşık makinesi boşaltmak. Seviyorum tabak çanak, züccaciye neyse ki.


Ben bunlarla oyalanırken öğlen oluyor. Bugün sevgilim de evde daha güzel tarafı. O işten geliyor. Ben de öğlen yemeğine acıkmıştım zaten. Geniş kahvaltı yapıyoruz yumurtalı, peynirli, taze meyvesulu.


Sonra o uyumaya geçerken ben de tekrar mutfak toplamaya. Kahve makinamı temizliyorum önce, aylardır erteliyordum. Sonra da genel tertip. Sonuç bu. Düzgünce dizilmiş, tertemiz mutfak da bana huzur veren şeylerden biri.


Sonrasında bi dışarı çıkıp sıcak su torbası alma niyetim var. Ama tam öğle arası oldu ve her yer öğle yemeğine çıkan pis çalışanlarla doludur şimdi meh meh (bir gün çalışmayınca gündelikçilere kızan yazlıkçılara dönmüştü). Onlar işlerine gitsin diye beklerken az kitabımı okuyorum.


Sonra nihayet ekonomiye katkı için dşarıdayım. Evime en yakın yere gidiyorum, hiç arabaya binip uzaklaşasım yok. Hem hava alıyorum. Çıkmışken İsmail'in biten ıslak mamasını da aliyim diye pet shopa giriyorum. Buncağızı salmışlar, vik vik dolaşıyo ortalıkta. O da hava alıyor.


Sıcak su torbası ve ıslak mama için çıkmıştım ama bunlarla döndüm. Uzakdoğu temalı kuğa ve kaseler, evdeki yeşil tabağımla takım oluşturacak başka bir kupa ve minik bir vazo. Tabak çanak züccaciye severim demiştim.


Aldıklarımı yerleştirtikten sonra uzakdoğu esintili kupamı baklava eşliğinde kullanıma açıyorum. Yankee Candle'ın "üzümlü ekmek" koklu tartını da eritip ortamı pastaneye döndürdükten sonra biraz daha kitap okuyorum.


Bu pamuk çocuk da o sırada sarı köşe konseptimi şöyle bir yoklayıp 3-4 saat uyumak üzere sarı koltuğa yerleşiyor.



Ben de aynı noktada kalkmadan kitaptan yine biraz Death Note izlemeye geçiyorum. Bu ölüm meleğinin birini defterini yer yüzüne düşürmesi ve onu Light Yagami adında bir insanın almasını konu alan bir anime. Deftere birinin ismini yazar ve o sırada o kişini yüzünü hayal ederseniz o kişi 40 saniye içinde ölüyor. Çok sürükleyici. 37 bölümden oluşuyor. 33teyim bitmek üzere.

O sırada parmaklarımdaki çıkık çıkık kırmızı ojeleri fark ediyorum ve bi zahmet kalkıp onları silip yerine bu sütlü mavi ojeyi sürüyorum.


Akşam geldi bile. Bir takım hazırlıklar.


Akşam yemeği hazır. Pastırmalı ramen.


Yemekten sonra da Agora eşliğinde viski. Ya da tam tersi.

Spnra da koltukta uyuklama sonrası yatağa geçiş.

Bu da böyle bir günümüzdü.

Öptüm.

29 Şubat 2016 Pazartesi

Şubat 2016


Bu ay çok nadir günler dışında sıkıcı, sönük böyle sümük gibi bir aydı. Ne yaptığımı bilemedim genelde. Telefonumdan şunları toparladım Şubata dair.


NYC'nin Precious Sapphire rengini çok beğendim, tırnağımda soğuk soğuk duruşunu da sevdim. Ancak çıkarırken malum yapısı gereği o kadar zor çıktı ki bi daha sürmem herhalde. Ya da 1 sene sonra falan zor çıktığınu unutunca sürerim.



MS 2150 adlı biraz metafizik biraz bilimkurgumsu kitabı okudum. Bitirmedim. Ama sevmediğimden değil. Doğum günümde bir kitap hediye geldi, ben de bunu elimde süründüre süründüre okuduğumdan bari onu araya aliyim de geri dönerim dedim. Bu daha ağır ve yavaş ilerlenen bir kitap. Yapısı roman ama sıradan olay örgüsü anlatan roman değil.


Paşabahçe'den neredeyse geçen sene bu zamanlardan beri gelip gidip bakıp alsam mııı almasam mı dediğim bu seramik maskenin son 1 tane kaldığını görünce aldım. Duvara astım. Çogzel oldu.


Yıldız Tilbe konserine gittim iki arkadaşımla.


Brüksel lahanası, patates, et şeklinde yarım saatte yapılmalık yemekler yedim.


Çamaşır ve bulaşık makinesi boşaltmayı seven yoktur sanırım. Ben çamaşırı buşalıktan bi tık daha fazla sevmiyorum.


Aramızda bazı ramen yapanlar vardı. Çok da güzeldi, İstanbul'da ramen bulabildiğimiz diğer tek yer olan Wagamama'nın rameniyle çok rahat yarışırdı. Bir de evde noodle olsaydı da spagetti yerine noodle kullanabilseydik tam olacaktı. Bu da böyle bir Naruto nightımızdı.


Doğumgünümü kutladım çiçeklerimle.


Pastalarımla.


Bi de bu renkli ve dandik yüzüğü aldım. Bi de yeşilini aldım. Aynı renk ojelerle bence güzel duruyor eğlenceli.



Filmlerden Deadpool'u izledim. Çok eğlendim. Göndermeleriyle ve süper şakalarıyla rahatlıkla ikinci defa izlenebilecek güzellikte bi film olmuş. Başka ufak tefek filmlerde izledim ama Deadpool kadar beğendiğim olmadı bu ay.

Yok ya aşırı da fena geçmemiş.

Hadi hayırlı martlar.

2 Ocak 2016 Cumartesi

Aralık 2015



Oğlum o benim. Evladım. Canım.




Bu ay sadece Paula Hawkins'in Trendeki Kız'ını bitirebildim. Çok sürükleyiciydi bir psikoloji-macera romanıydı. Ben oturup kitap okuyacak konsantrasyonu zor buldum ama okumaya bir oturduğumda bayağı hızlı ilerliyordu, 50-60 sayfa okumadan elimden bırakamıyordum. Yazarın ilk kitabıymış. Adını görünce kesin hatırlayıp alırım yeni kitaplarını da.




Sabahları İsmaille oynamaktan işe hep geç kaldım.



Bir Cuma akşamı kendime köfte, dolgun (yani böyle dolgun bi tadı olanlardan artık tam buğday mı neyse) makarna, avakado püre ve bitkiden oluşan bi yemek yaptım.



Ayahuascaya ilişkin video izlerken maydonoz temizleyip poşete koyup derin dondurucuya koydum. Oradan çıkarıp haşır huşur yapıp yemeklere falan atılabiliyor donduğunda.


Kullandığım Jo Malone parfümlerden çok bıkıp parfümümü değiştirdim, Chloe Love aldım. Sadece bunu kullanacağım, kalabalığa gerek yok. Bir de Chanel'in şu göz kalemini aldım, ışıltılı bir kahverengi, günlük kullanıma uygun. Çok yorgun süzgün gözüktüğüm günlerde kalem çekip canlanıyorum.


English Home'dan  şu yeni yıl temalı nevresim takımını aldım. Çünkü çok lazımdı. Bence güzel oldu.



Televizyon izlerden uyuya kalan İsmail dede.


Liseden bir arkadaşımla Nişantaşı'nda bir pub'a gittik bir ctesi akşam. Yedik, içtik sohbet ettik.



Sonra da bu süslü kahveleri içip döndük.


Battaniye çalışmamda ilerledim.



Haftaiçleri birkaç gün hariç hep bu kahvaltıyı yaptım. Zeytinli, peynirli, kaymaklı kahvaltıdan kötü ama dışarıda yağlı açma poğaca yemekten iyi yine. Müsli, kivi, kayısı çekirdeği,  iki tatlı kaşığı pekmez, az corn flakes ve üzerine süt. Yanında da americano.



Film izlermiş gibi çek dedi izlediği yok tabii ki.


İşe girdi İsmail. Küçük 1 TL, büyük 2 TL.



Bir akşam da karideslisini yaptım aynı makarnanın. Aynı renk olduklarından karidesler seçilmiyor. Ocaktan almadan biraz da labne koyup çevirdim, kremalı gibi oldu.



Ayy bu ay sabahları nasıl zorlandım kalkmakta anlatamami, ruh halim yukarıdaki gibiydi, kış ve karanlık olduğundan zaar.




Mudo'dan aldığım kalıpla şu çam ağacı keki yaptım, Haribo renkli solucanlarla süsledim.



Bir akşam da yine sağlıklı yiyelim amacıyla fırında böyle tavuklu, kabaklı, patlıcanlı ve biberli yemeği yaptım.




Aralığın son haftası izinliydim. Tam o hafta kar yağdı, hava buz oldu. Durmadım dışarılarda gezdim.



Bir gün bir arkadaşımla Cihangir'deki Van Kahvaltı Sofrası'na gittik. Hep duyuyor ve merak ediyordum ama gidememiştim. Çoook turist vardı, içerik de lezzet de iyiydi. Fiyat da uygundu. Gayet memnun kaldım, tekrar giderim.


Ordan çıkınca Çukurcuma'ya doğru Derviş Baba Kahvehanesi diye bir yerde sıcak bitki çayı içtik. Çok soğuk ve karlıydı çünkü o gün.



Sonra da Çukurcuma'da Cyuma Kahvesi diye bir yerde kahve.


China Glaze'in Salsa ve Outta Bounds ojeleriyle yılbaşı manikürü yaptım.


Sonra da bir arkadaşımın evinde şu süslemeleri yapıp yeni yıl girdik.

Herkese iyi seneler.