1 Ağustos 2016 Pazartesi

Akşam Yemeği Menüleri - 2

Bu seriyi de pek yapmamışım bi süredir.


Pazartesi: Kıymalı pazı yemeği ve makarna.


Salı: Kalan kıymalı pazı yemeği ve fırında kaşarlı mantar. Aslında iki gün üst üste aynı şeyi yemeyi sevmem ama ot yemeklerinde bunu ayarlamak çok zor. Olur öyle napalım.


Çarşamba: Fırında körili tavuk ve patates, pilav.



Perşembe: Fırında yerli somon ve kinoa salatası.


Cuma: Biber dolması. İçini bibere göre ayarlayamamışım, fazla olmuş. Onu da tavada pişirdim ayrıca. Yandaki o.



Cumartesi: Köfte, makarna, yoğurtlu taze fasulye.


Pazar: Zeytinyağlı engingar. Hafif olsun doyarım diye düşündüm ama et olmayınca doymadım. Öyle geçiştirdik.

31 Temmuz 2016 Pazar

Temmuz 2016


Temmuz'un ilk yarısında Datça'daydım. Oradan fotoğraflar koymuyorum. Deniz, güneş, midye, bira, kokteyl, sohbet, kitap. Mis gibiydi. Yurtdışı olsa gidene yardımcı olur diye uzun uzun anlatırdım ama Datça'da kılavuzluk edilecek bir durum yok. Bence 2 haftadan az olmamak üzere gitmek, dinlenmek, kafa boşaltmak, nefes almak lazım. Yapabileceğim kılavuzluk bu. 

Temmuz'da ayrıca hayatımda büyük bir değişiklik oldu. İşten ayrıldım. Üzerimdeki kelepçeler, kıskaçlar açıldı. Hayatımdaki içime sinmeyen şeyler sona ermiş oldu. 

Bunun dışında ben yine gündeliği, ev hayatını, neleri sevdiğimi, nelerin beni mutlu ettiğini, nelerin oyaladığını anlatayım: 



Yeni yıkanmış, düzeltilmiş tertemiz yatak. Beni çok mutlu edenlerden. Bu ara ruh halim de genelde bu yatak gibi. Tabi üşenmeyip nevresimi ütülesem daha da mutlu edici olur :)


E-kitap okuyucu 2-3 senedir aklımda olan ama Türkçe e-kitap az olduğundan ertelediğim bir şeydi. Geçen hafta aldım sonunda. Şimdilik aşırı memnunum. İlk kitabım Tess Gerritsen-Gece Nöbeti.


%55'ine gelmişim bile. Çok akıcı yazıyor bu yazar, bayağı seviyorum. Bir de e-kitapta kitabın yüzde kaçını okuduğumu görmek hoşuma gidiyor. Kitabı kontrol altında hissediyorum sanırım. Zaten hangimiz normal kitabı bile arada kapatıp ne kadarını okudum diye bakmadık ki çılgınlar gibi?



Ondan önce Zülfü Livaneli'nin şu yukarıdaki kitabını okudum. Sevmedim pek. Sıkıldım. Livaneli'nin Kardeşimin Hikayesi'ne kadar tüm kitaplarıı çok severek okumuş sonra artık çok sıkıldığım için orada bırakmıştım. Bu kitabı bir arkadaşım hediye etti, e ben de varken okuyayım dedim. Ama ı-ıh, sarmadı. Zorla bitirdim.


Bu ay filmlerden Matrix-1'i izledim. Öğrenciyken izlemiştim, bir daha izleyeyim dedim. Ekrandaki o.


Onun dışında da şu yukarıdaki filmleri izledik: Hector and the Search For Happiness, Paul, Shaun of the Dead, Ange et Gabrielle.

İlk 3'ü Simon Pegg filmleri, güldürüşlüydü. En çok Hector and the Search For Happiness olmak üzere hepsini sevdim, çok zevkliydi. Zaten Simon Pegg'i biraz garip olsa da kıyı köşe bir filmi olan Man Up ile keşfedip ondan beri takip ederim. Sonuncusu da bir fransız filmi (ya da belki komedisi mi demek lazım).



Evde yaralı bir misafir var. İsmail gergin saatler yaşıyor bazen.


Canım The Big Bang Theory'nin 9 sezonunu bitirdim. Şimdi 10'u bekliyorum.


Uydurmasyon kokteyller: Şeftali püresi, ice tea, votka ve nane. Tatlı ve güzeldi.


Uydurmasyon tatlımız bu da.


Öyle işte sevgili okur. Artık geniş kahvaltı yapmak için Pazar'ı beklemenin gerekmediği günlerdeyim.

Sevgiler.

24 Mayıs 2016 Salı

Rimmel - 462 Loosey Goosey Dancin




Şu yeşil ojemi müsaadenizle bir yazayım istedim.


İlk sürdüğümde biraz fazla açık geldi rengi ama sonra alıştım, gün içinde parmaklarına bakıp bakıp mutlu oldum.

 
Fotolarda 3 kar sürülü. 1 kat bile yeterince homojen, 2 kat kesinlikle yeterli ama ben 2. katı sürerken hatalar yaptığım ve sonra silmeye üşendiğim için 3. katı da geçtim.
 
 



 Starbucks çubuğuyla aşırı uyumlu bir renk olması da önemli bir avantaj tabii :P

Sevgiler.

23 Mayıs 2016 Pazartesi

Kullandıklarım - 7



Sıradan alırsak:

Syoss Hacim Şampuanı: Bu şampuana beğenimi defalarca yazdım. Hacim şampuanları arasında en sevdiğim. 4-5 kutu kullandıktan sonra merak ettiğim başka bir markanın şampuanını deniyorum bu ara. Syoss'un da saç kremini aldım bu defa. Ama buna da gelecekte tekrar mutlaka dönerim.


L'occitane Ayak Kremi: Ayak kremi benim için bir ihtiyaç değil. Bunu da l'occitane'dan sipariş ettiğim pakette bulunduğundan kullandım. Güzeldi, duştan sonra sürüp yattığımda ertesi sabah ayaklarım yumuşacık uyandım. Ama zaten çok ayakta durduğum bir işim olmadığından ayaklarıma extra bakıma gerek duymuyorum. Sizin öyleyse tavsiye ederim bu kremi.


Gliss 6 Miracles Oil Essentials: Saç bakım yağı ise çok ihtiyaç benim için. Saçlarım uzun ve uçları boyalı. Yağ kullanmazsam kupkuru oluyor uçları. Bu defa da Gliss saç bakım yağını denedim. İşini yaptı, banyodan sonra saçım ıslakken 5-6 fıs sıkıp avucumla saçlarıma yedirerek kullandım. Elimdeki benzer ürünleri bitirip temizledikten sonra tekrar alabilirim.


Bunları şurdaki Yves Rocher yazımda yazmıştım.


Dove El Sabunu işte banyoda lavabonun kenarında duran herkese açık sabun. Seviyorum ben Dove sabunları, kuru kuru yapmıyor cildi. Bittikçe de yeniliyorum.


 
Bu yazının en ilginç kısmı bence bu. Yaz geleyazınca raflarda selülit kremi kalmadı a dostlar. Benim problemim selülitten ziyade çatlaklar olunca çatlak yağı aldım. Esasında bendekiler çok derin de olmamakla birlikte bunların herhangi bir kozmetik ürünle çözüleceğine inanmıyorum. Kozmetiği bırakın ameliyatla bile geçer mi emin değilim. Yine de böyle bir ürün var madem deneyeyim dedim. Başlarda bayağı düzenli, günde iki defa kullandım. Şişenin yarısından itibaren biraz boşladım. Gözle görülür bir etkisi olmadı.
 
Bir de kullanımı zor bence bunun. Bildiğiniz yağ. Vücuda sürünce emmesi zaman alıyor, yağlı yağlı nereye kadar dolaşacak oturacaksınız değil mi? Bir de cıvıklığından ötürü sürerken de hakim olmak zor, yerlere falan damlıyor ıyy.
 
Şimdi benzer problemler için daha krem formatında bir ürün kullanıyorum. Bitince onu da yazacağım.
 
Sevgiler.


19 Mayıs 2016 Perşembe

19 Mayıs 2016'nın Günlüğü



Sabah 10'da kalkıp, kalkar kalkmaz evi süpürüyorum.  Yani aslında gün evi süpürmekle başlıyor ama o aktivitenin fotoğrafını estetik bulmadığımdan bir sonraki adım olan kahve yapma aktivitesiyle fotoğraflamaya başladım.


Sonra kahvemi ve bir parça kirazımı alıp yatağıma geri dönüyorum. Çünkü gribim, çünkü dün işyerinden çok morali bozuk döndüm ve akşam şarap içtim, çok yorgun hissediyorum. 2 saat kadar kitap okuyorum.

Marie Kondo'nun "Hayatı Sadeleştirmek İçin Derle, Topla, Rahatla" adlı kitabı. Severim derlilik topluluk. Yaşam alanının ruh halini çok etkilediğini düşünüyorum. Kendi adıma zaten derli ve topluyumdur, ofiste bile bir işe başlayacağım zaman önce masamı düzenlerim. Buna rağmen kitabın bayağı faydasını görüyorum. Siz evdeki dağınıklıktan ve yığıntıdan şikayetçi olanlardansanız daha çok faydasını görürsünüz.



Sonra İsmail geliyor. Kitap okuma bana bak diyor.


Bana bak demedim mi sana diyor.


E saat öğlen bir buçuk oldu. Boyozlu zeytinyağlı otlu ege kahvaltısı yapıyoruz.



Pencere önüne takılı saksılarıma ektiğim tarım ürünlerimi suluyorum. Ekeli 1 ay oldu. Biber verdi bile tatlım.


Sonra mutfağı topluyorum.


Sonra geri yatağıma. Biraz The Big Bang Theory izleyerek biraz uyuyarak 2-3 saati tembel tembel geçiriyorum.


Bu kada yatmak yeter diyip kalkıp bir blog postu yazıyorum.


Sonra çorap çekmecemi düzenliyorum. Marie Kondo'nun yöntemlerini kullanarak. Gardrop ve kitaplar için de yöntemleri var ama onlar bende şu an zaten düzenli ve sade olduğundan en dağınık olan çorap çekmecemden başlıyorum uygulamaya.


Sonuç bu.


Sabah kahvaltıdaki iştahım akşam üzeri hiç yok. Akşam yemeği adettendir diye ufak bir ton balıklı salata yapıyorum. Hem de evdeki roka ve maydonoz bozulmasın. Ek ekonomisine giriş.

Bu hastalığın en garip tarafı, tam iyileştim diyorsun sonra yeniden iştahsızlık, yorgunluk, halsizlik.


Sonra kahvaltıdan bu yana aklımda olan ama ertelediğim bulaşık makinesi boşaltma işine girişiyorum.
Bu da bitti.


Bu sırada bizimkiler uğruyor bana. Babam şu tatlıdan almış, kahveyle yarısını kemiriyorum iştahsız iştahsız.


Duş ve sonrası vücuda nemlendirici, yüze nemlendirici, göze nemlendirici. Çeşitli sürünmeler.


Bugün çok az meyve yediğimi hatırlayıp meyve yiyorum.


Sonra ojelerimi çıkarıp, elimi ayağımı dudağımı nemlendirip, bir bardak sütümü de alıp yatağıma geçiyorum. Saati 07:30'a kuruyorum. Yarın biraz erken gitmem lazım. Belki bir bölüm dizi izler belki kitap okur sonra da uyurum.

Güzel dinlendim bugün, huzurluyum. Umarım sizin gününüz de huzurlu geçmiştir.

Sevgiler.

Kullandığım Yves Rocher Ürünleri




1,5 -2 ay önce bir yves rocher alışverişim oldu. Genel bir bitenler yazısı yazacağım bu yakınlarda ama bunların da çoğu bitince ya da bitmeye yaklaşında seri olarak bir ele alayım dedim.


İlk aldığımda topluca böylelerdi.


Önce duş jelleri. Bu alışverişte en severek kullandığım kısım duş jelleri oldu. Zaten yves rocher'nin duş jelleri oldukça başarılı ve fiyatına göre kaliteli. Üçünü de ayrı ayrı sevdim. Dinlenmeye ihtiyacım olan gece geç duşlarında lavantayı, uyanmaya ihtiyacım olan duşlarda kahve aromalıyı, çiçek kokusu istediğim zamanlarda da ortadaki Tiare çiçekliyi kullandım. Hepsi de çok güzel kokulu, cildi hiç kurutmayan, germeyen duş jelleri.


Yüz bakım ürünleri Hydra Vegetal serisinden.

Hydra Vegetal Yüz Yıkama Jeli: Yağlıya yakın ciltlere uygun bir seri bu. Ama bu yapıdaki ciltler için olan serilerdeki en olumsuz özellik olan yüzü aşırı kurutma ve germe özelliği yoktu bu yıkama jelinde. Hafif kokulu, doğal hissettiren bir ürün. Çok hemen ve kolay köpürmüyor. Biraz yüzünüze sürüp ovalaya ovalaya vakit geçirmek gerekiyor.

Yüzümü neyle yıkayacağımı bilemediğim bir zamanda tesadüfen indirimde görürsem tekrar alırım.

Hydra Vegetal Tonik:  Tonik kullanmıyordum uzun zamandır. Geçen aylarda bir yazıda peeling yaptıktan sonra gözenek problemi yaşamamak için toniğin öneminden bahsediyordu. O kapsamda aldım bunu da. İşe yaradı mı bilemiyorum. Yüzümü irite etmedi, bir zararını görmedim. Zaten çok hafif makyaj yaptığımdan yüzümü silip yıkayınca makyaj kalıntısı kalmıyor, ama daha ağır makyaj yapıyorsanız yıkamaya rağmen kalan makyajı da temizleyeme yarayabilir bu tonik.

Hydra Vegetal Nemlendirici: Karmaşık hislerim var bununla ilgili. İlk başlarda oldukça güzel geldi nemlendirdi, yağlandırmadı. Ancak sonlarına doğru cildim biraz yağlı olmaya hatta yağ bezeleri olmaya başladı. Kremle alakalı mıdır emin değilim.

Çok ağır değilse de çok hafif de bir yapısı yok, tam su bazlı bi nemlendirisi diyemeyiz. Yaz için biraz ağır geldi bana, sonbahar kış döneminde yeniden alabilirim.

Pure Camille Yüz Yıkama Jeli: Bu seriyi aldığım gün Hydra Vegetal Serisinin yüz yıkama jeli yoktu, bundan aldım. Bunu daha çok sevdim. Çok hoş bi çiçek kokusu var, Hydra Vegetal'den daha güzel temizliyor gibi hissettim. Seride duş jellerinden sonra en sevdiğim ürün buydu diyebilirim.



Yves Rocher Serum Exceptionnel: Aslında Yves Rocher'den saç ürünü almayı düşünmezdim. Bu birkaç ürün alınca hediye gelen veya bunu alırsam hediyesi olan bir üründü, tam hatırlamıyorum ama öyle bir durumu vardı.

Yani bence gereksiz, yine de bitene kadar kullanıcam. İşleci kuru saç uçlarını nemlendirmek, parlatmak, Bu işi çok daha iyi yapan daha uygun fiyatlı ürünler var. Çok başarılı bir nemlendirmeden bahsedemeyiz. Tekrar alacağımı düşünmüyorum.

Sevgiler.