20 Mayıs 2015 Çarşamba

İrlanda 2. Gün - Blarney & Cork & Dublin


İkinci gün önceki akşam 10 dk'da can havliyle satın aldığımız bir tur ile Blarney üzerinden geçerek Cork'a gidecek idik. Sabah 8 miydi neydi yola çıktık. Hava buzzz idi.

 
Yolda bir mola yerinde sosisli baget ve kahveden oluşan kahvaltı.


Sonrasında ilk durağımız Rock of Cashel. Kraliçe Elizabteh de 2011'de burayı ziyaret etmiş. 12. Yüzyıl'dan kalma bir şato ve mezarlıklar bütünü.



Burası içinden bir parça.


Çeşitli saintler keyfi.


Bu ışıklı kırmızı çiçekli fotoğrafım çok sanatsal olmamış mı?


Rock of Cashel'den hareket ettik sonrasında ve Blarney bölgesine vardık. Burada Blarney Castle ve koccamaan bir kır, bahçe, arboretum vs vs vardı.

Önce Blarney Castle'a tırmanıyoruz. Çok dar zaman zaman düz sığmayıp yan ya da kıvrılarak geçebildiğimiz merdivenlerden çıkıyoruz yukarı. En son bu yükseklikte Barcelona'da Sagra Cor'a çıkmıştım. Orası daha yüksekti ama çıkışı daha kolaydı, burası zaman zaman tek ayak genişliğinden dimdik merdivenlerden çıkıldığından biraz tırsıtıcıydı.


Çıktıkça böyle güzel manzaralar görülüyor idi. Aradaki şatoya da bakın.


Tırmanmaya devam.


Eveti ulaşmaya çalıştığımız nokta burası. Şu gördüğünüz Blarney Stone denilen taşı başınızı bayıra bırakıp böyle öpünce 'eloquent' oluyorsunuz efsaneye göre. Öptük bakalım.

Öptük diyorum ama vallahi çok yüksek bi yer ve kafanızı öyle aşağı bırakınca bir hoş oluyorsunuz. Olay oldukça anlık gerçekleşiyor, ordaki görevli sizi tutuyor.


Taşı öptükten sonra aşağı iniyoruz (iniş dha geniş merdivenlerden) ve Blarney Castle yöresinde bahçesinde dolaşmaya başlıyoruz.


Ne bahçeler ne bahçeler.



Çeşitli pozlar keyfi.


Blarney gezimizi de böyle tamamlayıp Cork'a doğru yeniden yola çıkıyoruz.


Cork'ta çok fazla bir şey yoktu. 2 saatte gezdik.

En önemli caddesi Saint Patrick Street. Bu da onun girişinden bir sokak sanatı.


Aynı caddede English Market diye bi yer var. İçinde kasaplar, çikolatacılar, balıkçı ve çeşitli mağazalar var.


English Market sokaklarından biri.



Bu da o English Market sokağındaki bir vintage mağaza. Çok zevkliydi gezmesi. Vintage cenneti.


İrlanda'da Mayıs sonu eşcinsel evliliğe ilişkin oylama olacak. Her yer bu konudaki propagandalarla doluydu. Bu da Evet oyu verin kapsamında bir sokak çalışması, rengarenk ve pek güzeldi.


Cork sokakları.


Gezimizin sonunda otobüsümüzün beklediği şu San Francisco tarzı yüksekli sokağın başına geldik. 


Şurda birer kahve içtik.


Kahve içtiğimiz yerin yanındaki vintage'cı mağazaya bakıp kendime 2 adet "do what you love" mesajlı bardak altı aldım. Ve dönüş yoluna çıktık.


Cork'tan Dublin'e dönüş 3 saat civarında sürdü. Giderken bir kaç yere uğradığımızdan çok farkına varmadık. Dönüş doğrudan olduğundan yolu hesap edebildik.


Dublin'e döndüğümüzde otele gidip üstümüzü değiştikten sonra Portoohouse isimli bir yere akşam yemeğine gittik. İrlanda'da bir İspanyol restoranı. Yine çok tavsiye edilen yerlerdendi.


Sangria ve çeşitli tapaslarla geniş geniş yaya yaya bir akşam yemeği yedik.


Yemekten sonra geleneksel İrlanda müziğinin çaldığı, dansların yapıldığı O'neill isimli bir pub'a gittik. Sangria'nın üstüne birer de Guines içince artık İrlanda danslarına katılmamıza hiç bir engel kalmamıştı. Oradakilerle geleneksel İrlanda dansları sergiledik.



Danslarımız sonrasında Temple Bar'da biraz takılıp otele döndük. Yarın yine erkenden bir tura katılacak idik. Otelimizin akşam manzarası ise böyle muhteşem idi.

İrlanda 1. Gün - Dublin

Merhaba pek sevgili okurlarım,

Bugün ve konunun uzunluğu dikkate alındığında belki yarın ve devam eden günlerde sizlere 4,5 günlük İrlanda gezimizden bahsedecek, gitmek isteyenlere ışık olacak, gidenlere "ay ne güzel yerlerdi" deme fırsatı yaratacağım.

İlk gün sadece Dubin'deydik. Sonraki günlerde yerimizde durmadık. Dublinlere sığamadık.

THY'nin sabahın körü uçuşlarından biriyle yola çıktık ve öğlen indik. Önce otele gidip valizlerinizi bıraktık. İçimiz kıpır kıpır şekilde 10 dk yerleştik, otelin manzarasını sevdik ve çıktık.


Biz Temple Bar'daki Elize Lodge Otel'de kaldık. Şansımıza ferah ve güzel manzaralı bir oda denk geldi. Gündüz şöyle olan oda manzaramız gece ışıklarla daha da şahane idi.


Dublin'de ilk durağımız otel'den çıkıp Liffey Nehri boyunca 10 dk yürüyünce ulaştığımız The Brazen Head idi. Burası çok adı geçen, mutlaka uğramak gereken publardan biri. Geceleri canlı müzik de oluyor, biz öğlen yemeği için gittik ancak daha sonra gece gitmeye fırsatımız olmadı. Ortamı da yemekleri de güzeldi.


Şu gördüğünüz traditional irish yemeklerinden yedik. Öndeki benim yemeğim, bayağı evde annenin yaptığı haşlamalar gibiydi. Patatesleri de dondurma kaşığıyla koymuşlar, şekilseller.


Doyunca gerisin geri Temple Bar'dan dönerek gezimize başladık. Şu oralarda hoş bir şekerciydi.



Bu da Irish Whiskey Museum'un girişi. Girdik, şöyle bir gezdik. Bu müzede 1 saatlik ve sonrasında viski tadımı içeren tur da düzenliyorlar. Biz katılmadık. Viski denemelerimizi başka bir geec barda kendi kendimize yapacak idik. 


Bu da Trinity College'ın Irish Whiskey Museum'un penceresinden görünen hali.


Viski müzesinden çıkınca ver elini Grafton Street dedik. Grafton Street bol miktarda mağazaların az miktarda cafelerin pubların bulunduğu, illa bi yere benzet derseniz İstiklal Caddesine benzetebileceğimiz bir cadde.



Şu Gino's denilen dondurmacı pek çok yerde var Dublin'de. Biz de baktık millet yiyor hemen aldık. Neden? Çünkü obur idik ve obur gezimizin daha sadece başlangıcındaydık.


Bu da aynı dondurmacının çok güzel olan tavanı.


Devasa dondurmalarımızın bir kısmını yedikten sonra yürümeye devam ettik ve Saint Stephen's Green'e vardık. Burası bir park bahçe. Yukarıda gördüğünüz kapısı, aşağıdaki muhteşem manzaralar ise sadee fotoğrafa sığan kısmı. Huzur dolu, muhteşem bir yer. Yeşilin abartısız 100 tonu ile, gelip size poz veren asil kuğuları ile, cividik cividik kuş sesleri ile Dublin'de yaşasam en az haftada bir gitmek isteyeceğim yerlerin başında gelirdi.



Çok, çok, çok ama çok yeşildi.





Biz ordayken pıt pıt yağmur yağmaya başladı, çok ıslatan değil ama pis pis yağan yağmurdandı. Yağmurluk götürmek hele de eli kolu dolu turist için büyük kolaylık.



Hiç çıkmak istemedik St Stephen's Green'den fakat ki her güzel şeyin bir sonu var idi. Parklar akşam belli bir saatten sonra kapanıyor idi ve biz acıkmaya başlıyor idik.Oradan çıkıp St Stephen's Green'in olduğu caddede yürüdük, akşam erken uyuya kalmamak için Starbucks'ta birer kahve içtik. Az dinlendikten sonra taksiye binip daha önce canlı müzik açısından pek tavsiye edildiğini gördüğümüz The Cobblestone'a gittik.


Girdik bir 10 dk durduk fakat burada yemek servisi yoktu ve olan bar yemekleri yiyebilmek için de oturacak yer yoktu. Canlı müzik vardı, geleneksel İrlanda müziği. Biraz daha erken gitmiş olsaydık dinlemesi bayağı eğlenceliydi.


Biz de hem pub ortamı plan hem geleneksel İrlanda tüketimine katılabileceğimiz, taksicinin de önerdiği Mulligan's Grocer'a gittik.


Yukarıdaki çorba, aşağıdaki biralar ve fotosunu çekmeyi unuttuğum bacon burgeri paylaştık. Sevdik, zevk aldık.


Ortam böyle idi.

Gecenin ilerleyen saatlerinde viskisini kendimiz seçtiğimiz muhteşem birer irish cofee içtik, içimiz ısındı, dışarıdaki soğuğa direncimiz arttı. Dönüşte otelimizin bulunduğu Temple Bar'a kadar yürüdük.


Temple Bar gece böyle idi. Bir iki pub'a uğrayıp ortama bakıp otele döndük. Sabah erken kalkmışlıktan, yorgunluktan ve muhtemelen bira ve viskiden sızdık.

İlk 3/4 günümüz böylece tamamlanmış idi.


23 Nisan 2015 Perşembe

Body Shop - Fuji Green Tea Serisi


Görüyorsunuz pek değerli okuyanlarım, günde iki post yapıyorum. Blogumun yazarıyım.



Yeminliydim. Body Shop'tan kokusuna kanıp ürün almamaya yeminliydim. Ama baktım ki daha önceki fuzuli alışverişlerimden kalan evdeki yığını tüketmişim, şu gördüğünüz seriye gözümün kaymasına engel olamadım. Ama iyi ki almışım, evde minik bir spa ortamı estiriyorlar kendileri. 3'ü bir arada olunca koku açısındna oldukça başarılı. Sıkınıp sürünüp gözlerinisi kapatıp 3 saat spa'da gibi hissedebilirsiniz. Body shop ürünleri değil ama hayal bedava.



Body Scrub: Çok hazzettiğim bir scrub olamadı. Çünkü vücut scrubının granülleri daha büyük olmalı, sürerken daha çok hissedilmeli. Bu çok yumuşak bir scrub, sürdüğüm yerde kan dolaşımını hızlandırdığını hissetmedim.


Body Butter: Klasik body shop vücut kremi. Kıvamı biraz yoğun, sürülmesi biraz zor. Kokusu yoğun ve kalıcı. Aşağıdaki vücut spreyi tek başına kokuyu tam sağlayamıyor, bununla birlikte kullanıldığında koku tam kapasite hale geliyor. Kısaca kokusu için alınır.



Bunu duştan sonra body butterı sürüp üzerinde vücut spreyi şeklinde kullandım. Parfüm olarak kullanılacak bir ürün değil, çok uçucu. Hiç kalıcı değil. Am duştan sonra ferahlamak, body butterla birlikte spa ortamı yaşamak için ideal. Bu ara da ofise götürdüm, bunaldıkça kolonya gibi bileklerime sıkıyorum.  Sevdim. 

Herkese sevgiler.

Neostrata Enlighten Serisi

Merhaba,

Evet başlıktan anladınız: Neostrata Enlighten Serisi hakkında fikir beyan ediciyim.


Bu seri ortada gördüğünüz yüz yıkama jeli, sağdaki yüz kremi ve soldaki arkası dönük serumdan oluşuyor. Her ne kadar bundan sonra blogta daha sık yazacak, bloğumun yazarı olacak isem de acemiliğime gelmiş, önünü çevirmemişim toplu fotoğrafta. Neyse aşağıda ayrıntı fotoğrafta yüzü size dönük olacak serumun sevgili okurlar.

Serinin amacı yüzdeki renk tonu farklılıklarını eşitlemek, kah sivilcelerden, kah yaptırıyorsanız iğneli epilasyondan, kah şu an aklıma gelmeyen başka nedenlerden oluşabilen kör olası kahverengi lekeleri silmek. Bunları yaparken de tüm yüzün renk tonu açılıyor, beyaz tenli akça pakça bir insan oluveriyorsunuz.

Fayda açısından 3 ürünü bir arada değerlendirmek gerekiyor bence. Aşağıda her birini ayrı ayrı da ele aldım ama özellikle krem ve serumun, sabahları krem geceleri serum olarak şekilde bir arada kullanılması gerektiğini düşünüyorum. Yüz yıkama jelini de seriyi bozmamak adına aldım ama fiyatı zaten pahalı bir seri olduğundan bütçenizi zorlayacaksa bence vaz geçeceğiniz eleman yüz yıkama jeli olabilir. Zaten ciltte epi topu 3 dk kalıyor.

Seri vaadettiğini yaptı, bunu net şekilde söyleyebilirim. Kahverengi lekeleri bayağı sildi, en belirgin olanları belirsiz hale getirdi. Rengimi de 2 ton falan açtı. Geçen gün Sephora'da pudra denerken satıcı kız "sizin teniniz çok beyaz" dedi de gözlerim doldu pek sevdiğim okurlarım. Kızceğiz başka anlamlar yüklememiştir ama o tek cümleden sonra bana bir anglosakson asaleti geldi, artık ben de bir beyaz tenli idim, daha ne olsundu. Ben ki yılların kara marsığıyım, güneşte yanmaktan şubatta bile açılmayan bir rengim vardır, kız bana beyaz tenli dedi. Bugünleri de gösterdi sağolsun Neostrata.

Sıradan alırsak:



Yüz yıkama jeli: Memnun kaldım. Yüzü kurutmuyor, tahriş etmiyor, yağlandırmıyor, temizlik hissi veriyor. Her şeyi yerinde. Doğrudan elle de sürüp durulayabilirsiniz. Ancak bana öyle tam temizlenmemiş gibi geldiğinden şu yanındaki body shop fırçaya bir bezelye tanesi kadar döküp yüzüme iyiiiiice masaj yapıp durulama şeklinde kullandım.



 Serum: Serumu gece yatmadan sürüyorsunuz. Kıvamı yumurta akı gibi. Aşağıda elimin üstüne bir parça koyup fotoğrafını da çektim kremle birlikte. Bitkisel olduğunu hissediyorsunuz. Hem çok hafif kokusundan hem gerçekten de sanki çiçeği sıktığınızda çıkan sıvılar gibi bir hissiyat veriyor. Zaten bu serinin tamamı %90 bitkisel, %10 kiyasalmış. Memnun olduğum bir ürün.



Krem: Bunu da sabahları yüzümü yıkadıktan sonra iki bezelye büyüklüğünde kullandım. 10 dakika bekleyio cildim emdikten sonra normal makyajımı yaptım. Çok ağır makyaj yapmıyorum gerçi de makyajın altına sürmeye de uygun bir ürün, topaklanma, kir gibi toplanma yapmıyor. Memnun kaldım.


Sarı olan kremin, yandaki belli belirsiz yumurta akı olan serumun kıvamı.

Genel kanaatimi girişte belirttim. Leke ve renk tonu farklılığınız varsa almanızı ve aksatmadan düzenli kullanmanızı öneririm. Serinin vaatlerinden biri de leke ve renk tonu farklığına iyi gelmenin yanı sıra leke oluşumunu da önlemek. Dolayısıyla bence niteliği gereği bitti mi sürekli yenilenecek bir seri değil. Daha ziyade tedavi amaçlı, bir seferlik kullanımlık. Bir de bunları kullanırken zinhar güneşe korumasız çıkmamak gerek, 50 spf'ten şaşmayın. Bu haliyle de yazdan ziyade sonbahar kışın kullanılması daha uygun.

Benim ürünler 1-2 haftaya biter. Anlattığım kapsamda hemen tekrar almayı düşünmüyorum. Ancak cildimin durumuna göre yaz geçtikten sonra ya da seneye bir kez daha alırım. Yazın daha hafif şeyler kullanmak lazım.

Hadi herkese güzel ve parlak ciltler dilerim.